Rocket League

Bugün sana çok severek oynadığım, pardon oynamaya çalıştığım deli saçma zor olan Rocket League oyununu tanıtacağım, bu yazı bi’nevi inceleme yazısı olacağı için, fazlasıyla oyunu anlatmaya çalışacağım.

Yazı İçeriği

Rocket League oyunu hem arabayı ve hemde futbolu birleştiren bir oyun türüdür. Bu oyundaki amacın seçtiğin takımı kazandırman veya kaybettirmendir. Kazanmak için, çok iyi oynaman veya şansın çok olması gerekiyor. Aksi halde kaybetmeye mahküm edilirsin. Oyundaki maç ve stadları eleştirmem için, bir sonraki satıra geçeyim.

Oyundaki stadyumlar cidden kendine has ve eğlenceli yapısı var. Her stadyumun kendine has avantajı ve dezavantajı bulunuyor. Bazı stadyumlarda kenar alanlar normal stadyum kısmından büyük ama bu oraya çıkamayacağın anlamına gelmiyor, oraya çıkabileceğin bazı noktalar bulunuyor. İstersen o noktayı tercih et, istersen bodoslamasına gir. Her türlü oraya çıkman gerekiyorsa, bu ikisi işini görür. Oyundaki en sevdiğim 5 stadyum Neo Japan, Tokyo Underpass, Farmstead ve Forbidden Temple‘dir. Bazı stadyumların, gece, gündüz, çöl ve kış sürümleri oluyor. Keşke o sürümleri tüm oyundaki stadyumları kaplasaymış demedim değil.

Oyunda bazı yetenekler var, bu yetenekler maç içinde çok önemli faktöre sahip oluyor ve bu yüzden bu yetenekleri kullanmayı öğrenmelisin. Bunlar, zıplama, havada yön verme ve turbo modudur. Bu yeteneklerin üzerine eklediği bir mod var, bu modun adıysa Rumble‘dır ve oldukça zor bir oyun modudur. O modda, buz, topu kendine çekip vurma, rakibi daha çabuk patlatma vb. gibi olaylara giriyorsun. Oyunu öğrenmeden önce, bu moda atlamayı denemeyin. Ben yandım, sen yanma ne olursun?

Oyunu online oynama şansına maalesef erişemedim. Bu yüzden yapay zekalar üzerinden gideceğim, bu oyundaki yapay zekalar zorluğa göre değişiyor ama ilk başlayanlara Rookie öneriyorum. Daha sonra ustalaştıkça diğerlerine geçersin. Diğer zorluklar ise; Pro, All-Star ve Unfair diyebilirim ama Unfair çok deli zor. Eğer denemek istersen, mutlaka 1 karşı 2’yi dene, o iki oyuncuyla baş edemezsen diğerleriyle asla başa çıkamazsın. Oyundaki en sevdiğim yapay zekalar, Casper, Tex, Rex, Hollywood ve Mountain‘dir. Bu cümleden sakın diğerlerin çöp olduğunu düşünme, hepsi kendi çapında zordur.

Oyun sadece Soccar‘dan ve Rumble‘dan ibaret değil. Hoops, Snow Day ve Drop Shot modları da mevcuttur. Hoops basketin arabalarla oynanan sürümüdür. Snow Day ise, buz hokeyini arabayla oynuyorsun ve sondaki oyun moduysa biraz değil, epey değişik. Dropshot oyun modunda amaç topun kabuğunu arabayla topa çarpa çarpa soyarak, değdiği yeri parçalayarak bir gol atmaya çalışıyorsun. Oh, anlatabildim ve bu oyun modları çok keyifli olduğunu söylemiş miydim?

Arabaları dilediğin gibi özelleştirebilirsin, bu özelleştirmeler sadece görünüşü etkiliyor. Bunun dışında hiçbir şeyini etkilemediği için, hoş ama güzel bir detay olduğu gerçeğini değiştirmez. Aynı zamanda takımın adını ve rengini de değiştirmen mümkündür.

Oyunun çizimleri, çok güzel ve oyuncuyu kendine çekiyor. Oyundaki arabalar gerçek anlamda güzel tasarlanmıştır. Stadyum atmosferiyse gerçek maçın içindeymişsin gibi mesaj veriyor ve o maç başlayınca bitirmeden çıkmamanı sağlıyor. Bu büyük bir başarıdır. Animasyon için bir şey dememe gerek yok, her şeyiyle başarılı olduğu ortada. Oyunun animasyonlarından ses ve müziğe geçeyim. Ses oldukça kulak şenlendiriyor ve müzik ise, ciddi anlamda insana kendini sevdiriyor ama oyun içi müziği yok diyebilirim.

Son

Toparlayacak olursam, bu güzel bir oyun ama önerim oyunu oynamadan önce tuş ayarlarını kendi zevkinize göre yapılandırmayı unutmayın ve iyi eğlenceler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir